Adını Koyamadım
alvarak.wordpress.com
Kendiniz bakıp görün…

Filed under: Karışık | 8 Comments
Azize’den..

BUNALIM DEVRİ 2000(‘)ler…
(başlığını büyük harfle yazacaksan hepsini öyle yaz..)
Herkes kendi içinde koca bir dünya. İnsanlar hep bir telaş içinde. En küçüğümüzün bile koca bir dünyası ve kendinden büyük sorunları var. Hep dertliyiz,sorunluyuz. Hiç mutlu olamıyoruz. Strese bağlı bir hayat yaşayışı almış yürümüş. Bütün hastalıkların temelini stres oluşturmuş. Ağzımızdan “af” yerine “of”lar dökülür olmuş artık… Neden böyle oldu?Niye artık birbirimize tahammüllerimizin raddesi azaldı. Her şeyden bunalır,sıkılır olduk. Dünya denen girdap bizi sona doğru çekmekte. Etrafımız gaflet hortumları ile çevrelenmiş. Biz ise girdaba teslim,çırpınmadan duruyoruz. Elimizi uzatıp yardım dilesek muhakkak gelecek büyük yardımlar. Yok, ona bile gücümüz yok. Karanlığın içine sıkışıp kalmışız. Aydınlık bir sabaha ihtiyacımız var. Yenilenmeye, tazelenmeye, sirkelenmeye ihtiyacımız var. Aslında bizim (S)sultanın önüne diz çöküp sağlam bir tevbeye ihtiyacımız var…
A.K.S
Not:Tebrikler.. Hem içerik ve düzenleme için hem de uzuuuun bir ardan sonra ilk yazı gönderen kişi olduğun için.. Açıkçası daha kapsamlı bir yazı bekliyordum ama bu da gayet güzel. İfadelerin ve düzenlemen hoşuma gitti. Noktalar ve virgüllerin ardından bir boşluk bırakmayı unutma.. Onları senin yerine ben yaptım
Evet.. Orijinalizbiz yeniden harekete geçiyor gibi..
Filed under: Tefekkürcükler | 2 Comments
Rabbim hayırlara vesile, maneviyat ve hasılat dolu bir Ramazan bahşetsin tüm İslam alemine..
Sizleri çok seviyorum.. Bu sene Hacca gidecek Hatice Hocayı, hatta on gün sonra Umre için Kabe’mde olacak Bilge hocayı da seviyorum..

Dua buyurun efendim.. Görülebileceği üzere muhtacım..
(Burası da iyiden iyiye şahsi blogum gibi olmaya başladı.. Kızlar kurtarın blogunuzu benden yoksa onu da benimkilere benzetecem.. Niyetim adınıza Ramazan-ı Şerifi anmaktı ama söz yine Kabe’me geldi.. Bilge hocanın gideceğini yeni öğrendim de.. Peçetelerle haşırneşir oluyorum. Mazur görün..)
Filed under: AŞK'a Dair.. | 1 Comment
Birşey..
Birşey yazayım dedim ama vazgeçtim… Siz anladınız onu..
Filed under: Karışık | 4 Comments
Ellerinizi çekin yüzünüzden ve mendilinizi son kez götürün gözlerinize Ey İstanbul’lular!!
Bakın gökyüzüne, orada haykırıyor martılar “Geldi!” diye..
Şimdi rüzgar esiyor Kavacık’tan tarafımıza..
O’nun yanaklarını okşayıp gelmiş misler gibi kokuyor..
..
Bakın şu kuşa!
Nazarı kapmış gelmiş belli ki.. Nasıl da cıvıldıyor..
İşte asıl düğün bugün..
Hem de izdiham yok..
Filed under: AŞK'a Dair.. | 5 Comments
Duyuru!!
Arkadaşlar bundan sonra buraya konular ekleyeceğim sizler de arasından seçerek yazacak ve bana göndereceksiniz. Artık tatil geliyor. Evlerinize gittiğinizde artık kendiniz siteye ekleme yapmaya başlarsınız. Ben de buradan editlerim. Yani eve gittiğinizde bırakacağınızı düşünmediniz herhalde..
Bu arada bana daha önce yazı gönderip de sitede görememiş arkadaşlar var. Merve ve Büşra sanırım. Onların yazılarını okudum ve düzenlemelerini yaptım. Ancak yazıları hatalarıyla yayınlama konusunda ihtilaf çıkınca katakulleye geldiler. En yakın zamanda ekleyeceğim inşAllah..
Şimdi aşağıdaki konulardan birini seçin ve kendi adınızla yorumlar bölümünde belirtin lütfen. Bu kursa devam ederken yazdığınız son yazı olacak. Yani 3 hafta vaktini var. Zamanın uzunluğundan da anlaşılacağı üzere, geniş açıklamaları olan doyurucu yazılar bekliyorum.
Not: Konular ferdidir. Aralarından bir tanesini seçin ve onu yapın. Bir konuyu sadece bir kişi yapacak yani. Ben belirleyerek sizi kısıtlamak istemedim. Daha önce denemediğiniz bir konuyu seçmenizi tavsiye ederim. Bir de seçtiğiniz konuyla ilgili yardım isterseniz yine yorum bölümünden bana ulaşabilirsiniz. Yardımcı oluruz inşAllah.. Başarılar, kolay gelsin…
İşte o konular;
1- “Verilen istidaat/yetenek, keşfedilip geliştirilerek Allah yolunda kullanılmadıkça kişiye vebal yükler.”
2- “Düşünen kalp midir yoksa akıl mıdır?”
3- “Kur’anı Kerim öğrenim sistemi ve ezber yapma yöntemleri.”
4- “Tasavvufi açıda sevmek olgusu.”
5- “Kur’an’ın eğitim sistemi üzerine örneklerle desteklenmiş araştırma.”
6- “Rüyaları gerçekleştirmenin en güzel yolu uyanmaktır.”
7- “Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?” (Mevlana Celaleddin Rumi K.S.)
8- “Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki” (Mevlana Celaleddin Rumi K.S.)
Sanırım bu kadar yeterli olur. Eksik olursa bildirin birşeyler daha ekleyelim.. Kolay gelsin..
Filed under: Karışık | 7 Comments
Azize’den..

Hayal mi? Dua mı? (Başlığı soru işaretiyle bölme)
Hayal etmek.. insan hayalleriyle mi yaşar? Herkez(s) öyle söylüyor. “Ne kadar hayal edersen o kadar olur” diye. (“)Yapmak istediğini hayal et, düşün ve o kendiliğinden olur” diyorlar. Acaba doğru mu söylüyorlar?
Geçen sene içimi döktüğüm, beni en iyi tanıyan dert ortağımı okumaya başladım. (Geçen sene mi okumaya başladın?) Neler yazmışım neler. Ne hayaller kurmuşuz birlikte. Sonra bir yerde koparmışız bağlarımızı. Yanlız, sonraki sene başka bir yerde birleşmiş yollarımız ve ben ona hayellerimin gerçekleştiğini yazmışım. Hem de o özlem dolu, hayal dolu sayfaların tam da arkasına. Yazılma tarihi ay olarak aynı ama seneler çok farklı. Olmak istediğim yerdeyim,, olmak istediğim mekandayım ve yaşamayı hayallediğim herşeyi yaşamaya başadım. Yaşıyorum. (“Yaşamaya başladım, yaşıyorum” daha uygun olurdu) Şimdi yeni hayaller eklendi o sayfalara. Yeni umutlar ve o umutları besleyecek dualar. Artık o kareli defterle kurmuyorum hayallerimi, o sadece yazdıklarımı saklıyor. Sadece tasdikliyor beni. Ucu bucağı olmayan o alemde yanlız başıma değilim artık. Kaç yürek çarpıyor düşüncelerimde. Beraber dalıyoruz o engin aleme. Bir sevda uğuruna birleşmiş o yürkler, tek kendileri için çarpmıyor ya sadece. Sağlam olmasına gayret ettiğimiz bir niyetle, daldık bu sonu olmayan derinliğe. Gerçi artık hayaller de geride. Çünkü o hayal perdelerini yırtan birisi var önümüzde. Diyor bize;
-”Hayal değil, (r)Rızası için yapın siz O’nun, O aldatır mı sizi hiç boş hayallerle.”
Hayal etmek mi? Yook hayır, bu kapıda buna yer yok. Bu kapıda sadece istemek var. İste.. Sen O’nun için iste. O verir sana hak ettiğince…
Azize Kübra Sarı
(Öncelikle belirteyim ki keşfettiğin şeyler çok hoşuma gitti. Galiba tam zamanında geldi karşıma. Birilerinin nefes alabildiğini görebilmek güzel. Hele ki boğazına kadar sarıldığını hissediyorsan..
Yazında imla hatası neredeyse yok. Bu güzel. Kaliteli ve süslü cümleler kullanmaya gayret et. Bunu yaparken de aşırıya kaçma. Yazında ağır bir kafiye var. Özellikle son bölümde cümlelerin sonları hep ”e” ile bitmiş.
aleme/sadece/derinliğe/geride/diyor bize/hayallerle/iste/ettiğince
Bunlar son bölümdeki cümlelerin bitişleri. Kafiye iyidir ama fazlası zarardır. Araya gidişi yumuşatacak cümleler koyabilirsin. Paragraf koymayı ihmal etme. Arada bir nefes aldır okuyucuya. O zaman çok daha iyi olacaktır. Başarılar..
Bir de yüzümü güldürdün Allah razı olsun, seni de kendinden razı etsin…)
Filed under: Tefekkürcükler | 3 Comments
Şövalye’den..
Evim toprakla aynı seviyede.(S)sadece tek basamak yüksek. Karşısında bir su deposu, fazla büyük değil.
Bir kertenkele oynaşıyor duvarında güneşle.
Onu seyrediyorum..
“Üç karayı öldürün” sözü geliyor aklıma (E)efendimizin(s.a.v.’in).
Kararsızım.Yeni çıkmış daha, bahar geldi diye.Hem tam siyah da değil,yeşil bunun rengi. Kaynağı filan sağlam mı? (A)araştırmalı bu sözü… (Nokta ve virgüllerden sonra boşluk bırakılır.)
Sonra şakalaşıyorum;elime küçük taşlar alıp ona doğru kavisli atıyorum,kaçmıyor. Ama (“)(İ)ilk fırsatta araştıracağım(“), diyorum.Bu söz, hadisi şerif mi,ve içindeki üç kara ne? … (Virgülden sonra “ve”, “ve” den sonra virgül gelmez..)
Sabahı severim,kuş cıvıltılarını,serinliği, o içimi üşüten el değmemiş oksijeni.
Her sabah namaz kıldıktan sonra, evime girmeden beş on dakika kadar sessizce dinlerim kuş seslerini…
Artık tanıyorum neredeyse seslerinden; kim, ne zaman ötecek neredeyse biliyorum.Hele bir tanesi var; çorba içerken “(H)habiiib,habiiib” diye cezbelenen kardeşi hatırlatıyor,onu bir başka seviyorum…
Her sabah yol demek,yolculuk demek.Hani diyor ya şair,” (K)kimseler görmeden yar oy”…
“gel gizli gizli”… (Boşluk virgülden sonra değil de, tırnak işaretinden sonra bırakıldığı için işaret yanlış yere bakıyor. Çünkü nereye bitişikse o harfi benimser.. )
(P)pencereleri açıyorum iki kanat birden..
“(B)bülbüller nazda, güller niyazda”,diye geliyor içime. (Neden tırnak işaretinden sonra virgül var?)
Ben oturuyorum derse,onlar şarkılarında.Havada buz gibi oksijen,odama doluyor,içimi üşütüyor, bunu seviyorum…
Diyorum, (“)ne desek az,kim bitirmiş ki biz bitirelim…
Sonlu değil ki sona varalım. Bizimkisi ancak güneşlenmek ikindi sıcağında…(K)küçük bir serinlik belki,belki küçük bir bağ(“)..
(“)Habiib, habiiib “ diyor bizimki,neşeleniyorum… (Tırnak işaretinden önce boşluk bırakılmaz. Yoksa ters tarafa bakar..)
İkindi vakti bilgisayarda oyalanırken,birisi bakıyor gibi geliyor.”Allah Allah“diyorum,dönüyorum,birde ne göreyim;evde bir kertenkele!.(H)hem de bizimki….
Uğraştırıyor beni,ne teslim oluyor,ne de çıkıyor…Neyse namaz vakti…”Kılıp geleyim sana sorarım” diyorum…
Geldiğimde battaniyelerin üstünde buluyorum.Hala bana bakıyor…Aklıma aşkını kertenkeleye kaptıran adam geliyor..Araya kaçıyor battaniyeyi alıp camdan silkeliyorum.Bu renk de değiştirebilir.(B)belki bana bilerek yeşil göründü,diyorum.Belki karaydı..
Düşüyor aşağı,hala bana bakıyor.Yok ben bu hadisi kesin araştıracağım, diyorum,camlara da artık kertenkelelik almalıyım,sineklik gibi bir şey…
Yeni bir sabah, kuşları dinliyorum. Yıkıyorlar daha yeni yaprak açmaya başlamış ağaçları.
Benimki sessiz diyorum,iç yangını gibi. (S)sizinki güzel,sanki şarkı,hem de orkestra…(D)daim çorbadasınız diyorum…
Bu gün camları açmadan ders yapacağım.Oturuyorum,odamda dünden kalma hava var. “Habiiib” diyor, silik bir ses dışarıda, kızıyorum.
Allah kuşları niçin yarattı,sadece ötmeleri için değil. Onlar bir filtre cihazı,böcekleri topluyorlar,zararlıları def ediyorlar,onlar bir kutsal mücadele içindeler.Hem güzeller,hem de
şarkıları güzel.
Ne güzel yaratmış (R)rabbül alemin.Göz zevkimizi de düşünmüş.Tüyü soyulmuş et görünüşlü kuşlar ne çirkin olurdu, diye düşünüyorum..
“Habiiib” diyor, pencere arkasından az duyulan bir sesle,ben ders yapıyorum.O hala kısık sesle“habiiiib” diyor, kızıyorum…
“Sus diyorum”,bir kertenkeleyi savamadın,bu senin görevindi.Şimdi sen dışarıda buz gibi serin oksijende şakıyorsun,ben dünden kalan havada…Senin suçun diyorum..
“Habiiiib” diyor,gülümsüyorum;bu ne biçim ders diyorum…
(M)mustafa (Ö)özdoğan.
Not: Allah razı olsun. Çok güzel bir yazı. Sadece ufak tefek yazım hataları var o kadar.
Öncelikle;
Nokta ve virgüllerden sonra boşluk konulur,
Yazıda bir konuşma geçirilecekse tırnak içine alınıp ilk harfi büyük yazılır,
Tırnak işaretinin birincisinde önüne, ikincisinde arkasına boşluk konulur,
Noktadan sonra gelen kelimenin ilk harfi büyük yazılır..
Yazının gidişatıyla ilgili olarak da;
“Diyorum” kelimesi çok kullanılmış. Bunun dışında çok güzel. Okurken çok keyif aldım. Yazılarınızı düzeltmek bana düşmez aslında ama reddetmenin ayıp olacağını düşündüğüm için yazdım..
Bir de bu sefer düzeltmeler kırmızı değil..
Filed under: Tefekkürcükler | 7 Comments
Duyuru’nun Açıklaması..
Arkadaşlar bir önceki duyurumuzu yanlış anlamış olduğunuzu farkettik. aslında ben şunu demek istemiştim;
Yazılarınızı kontrolden geçirip, yanlışlarıyla birlikte yayınlayalım. Böylece birbirinizden gördüğünüz hataları tekrarlamamış olursunuz. Ayrıca yazılarınızdaki gelişimi de net bir şekilde görebilirsiniz.
Sitemiz henüz çok yeni ama şimdiden rağbet görmeye başladı. Birilerinin yazılarınız hakkında yorum yapması, bir şeyler öğrenebilmesi, tartışabilmesi çok özel birşey. Böyle bir çalışma yaptığımızı gören kişiler sizi takdir ediyor ve gıpta ediyorlar. Benim bu konudaki düşünelerimi biliyorsunuz zaten.
Bana sorarsanız yazıların öncesini ve sonrasının görünür olması birçok yönden daha avantjlı. Nitekim gelişim gözle görünür olduğunda motivasyon verir. Zaten eğer gelişmek niyetindeysek birilerinin de eleştirilerine açık olmalıyız. Tabi ki hata yapacağız. Rabbimiz bizleri insan olarak bir “nutfeden” yaratmış, sonra da “Kalemle yazı yazmayı” öğretmiş. Yani yaratıldığında henüz hiçbir şey bilmiyormuş insan. Allah Adem (a.s.)’a eşyanın ismini öğretmiş. O da (a.s.) evlatlarına öğretmiş..
Yüzyıllar sonrasında herşey yine aynı. İnsan doğduğunda hiçbir şey bilmezdir ve bu yüzden de savunmasızdır. Başta ailesinden, etrafından edindiği bilgilerle maddi manevi dış etkenlerden korunur. Korunarak sağlıklı büyür ve kendisi bizzat öğretici haline gelir.
Başta birer müslüman olarak çevremize Allah’ı (dolayısıyla herşey ile bağlanıtısını) öğretmekle mesulsek çok çalışmamız gerekir. Sizin için bu çok çalışmaya bir de hız eklemek gerekiyor. Çünkü artık çevrenizin sizden beklentileri var. O bilgi denen şey sizin beyinlerinizde. İnsanlar bunun farkındalar ve sizden beslenmek isteyeceklerdir. Aktarmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Şimdi uzaktan ancak yazı çalışmaları yapabiliyoruz. Bu konuda ihtimamlı ve dikkatli çalışmanızı istiyorum.
Yazıların ilk halini yayınlama konusunda kararı size bırakıyorum. Cevap bekliyorum…
Filed under: Karışık | 2 Comments
Ara
Son Yazılar
Kategoriler
- AŞK'a Dair.. (4)
- Karışık (7)
- Tefekkürcükler (4)